Tadında bir lokanta mı?
Tadında bir anaokulu mu?
Tadında bir pansiyon mu?
Tadında bir market mi?
Tadında bir şekerleme markası mı?
Tadında…

İnsan, görür ama hiç düşünmez. Düşünmesi gerektiğini bile fark etmez. Marka der geçer. Niye bir anaokuluna bu ismi vermişler demez.

Tam kavga edecekken tadında bırakabilmek…
Tam bir tane daha o çikolatalı pastadan yiyebilecekken tadında bırakabilmek…
Tam hayalindeki o kırmızı ayakkabıyı satın alacakken tadında bırakabilmek…

Ne demek yani?
Tadında…
Tadında bırakmak…

Ne fazlası,
Ne azı,
Tam da o kadar.

Ne azı,
Ne çoğu,
Tam tadında.

Bir tek kelimeyi daha söylerse, geri dönemeyecek hale gelmek…
O tek bir pasta dilimini yerse, bir daha vazgeçemeyecek olmak…
O ayakkabıyı alırsa, borçtan kurtalamayacak olmak…
Tadında olamamak aslında…

Tam da öyle olması…
Kararında…
Nörtleşmesi…
Kıvamında olması…
Bir şeyin kıvamında olması…

Tüm duyguların nötrleşmesi,
Acısı ya da hazzının bir tık önde olmaması. Duygularına sözünü geçirebilmesi…
Tüm tatların nötrleşmesi,

Kekiği, zerdeçalı, kimyonu, ekşisi, tuzu, acısının birleşip tek bir tat halini alması. Biri diğerinin tadını bastırmaması…

Tüm güzelliklerin nötrleşmesi,
Kaşının, gözünün, vücudunun bir diğerinin önüne çıkmaması, birbirlerini örtüp kıvama gelmesi…

Her şeyin bir tadı, bir kıvamı ve bir dengesi olduğunda,
O akılda kalır.
O vazgeçilmez olur.
Ve o sürekli olur.
Marifet olur, lezzet olur.

İşte tadında olmak aslında son noktayı koyup, onu sürekli hale getirmektir. Bir ömürde onu taşımaktır. 

O tartışmayı kıvamında bırakabilmektir.
O yemeği kıvamında yapabilmektir.
O evliliği kıvamında yaşayabilmektir.

İnsanın o yaptığında sürekliliğini sürdürmesidir.
Sanki o yaptığında bir ehliyet sahibi olmasıdır.

İnsan hangi konuda “tadındaysa”,
İnsan hangi konuda nötrleşmişse,
İnsan hangi konuda olgunlaşmışsa,
O konuda kıvamdadır.

Aranılan, marifetli, keyifli, canlı, diri, süprizli tadından yenmeyendir.
İşte, aslında tadında bir marka değil, bir markaya adını verecek bir kıvam oluşturabilmektir.

Haydi tadında olalım, tadında yaşayalım…