Hayat…
Tıpkı mevsimler gibi...
Sürekli döngü halinde…
Hep yaz da değil, hep kış da...

Bazen yemyeşildir,
İçini açar, ümitlendirir…
Bazen bozkırdır,
Sertliği seni ürkütür, kaygılandırır…
Bazen yağmur yağar kasvetlenir,
Akibetinden endişelendirir…
Bazense güneş açar,
Senin de gönlünü açar, hayatın çiçeklenir…

Ama hiçbiri, sürmez sonsuza dek…

Bazen geçiş dönemleri olur;
Kışın sertliğinden, ilkbaharın yumuşaklığına geçiş gibi…
Ya da yazın neşesinden, sisli sonbahara…
Sıkışmaların ve ferahlamaların olduğu dönemler…
Kıtlık ve bolluklar…
Bahar dönemleri…

Ama hiçbiri, sürmez sonsuza dek…


Hepsi geçmesine geçti de…
Peki biz, nasıl geçirdik mevsimlerimizi?
Neler öğrendik? 
Ne azık aldık yanımıza?…

Kışımızda ne yaptık?
Peki ya yazımızda?…

Hazırlıklarımız yeterli miydi?
Peki ya, mücadelemiz?
Tebessümümüz?
Sabrımız?
Tahammülümüz?
Yaşam sevincimiz?
Kurbanlarımız?
Sadakalarımız?

Tek mesele buydu oysa ki,
O mevsimden öğrenebileceğini öğrenmek…
Cebini doldurmak…

Fırtınaları ceza,
Güneşlikleri ödül görmekten çıkabilmek…
Hepsinin, hayatının döngünün içinde tabii bir süreç olduğunu anlayabilmek…

Önemli olanın, mevsimler değil;
Mevsimlere verilen tepki…
Ve mevsimlerden çıkarken yapılan hazırlık olduğunu…
Fark edebilmek…

İşte, bundan daha iyi ne doldurur ki cebimizi?

Yazın güzelliklerini, hayat standartın sanmazsan,
Kışın zorluklarında da komplekse düşmezsin…
Bu kadar basit, sade ve net…
İşte o zaman, hayatın döngüsünü de fark edebilir olursun…

Ne bolluk dönemleri senin gözünü boyar,
Ne de kıtlık dönemlerinde depresyona sokar…

Çünkü sürmez hiçbiri sonsuza dek…

Haydi o zaman… Haydi!
Bugün, o gün!
Bugün, yeniden başlama günü…
Bugün, her şeye, temiz bir sayfa açma günü…

Hangi mevsimindesin bilmiyorum...
Ama önemli de değil…
Merak etme, o da sonsuza dek sürmeyecek…

Sen mevsimlere aldırma…
Tebessüm et ve irdelemeye başla...

Belki o zaman, 
Kar fırtınasında ayakları ıslanmasına rağmen, gözlerinin içi gülerek kar topu oynayan o çocuğu anlayabilirsin… 

Çünkü dedim ya, sürmez hiçbiri sonsuza dek…