Duydun mu?

Sahteliklerin arttığı,

Gerçekliğin unutulduğu bu günlerde,

Nasıl da saf olmak ayıplanmış…


Hayata detaylı bakmanın unutulduğu bu günlerde,

Hangi saflık iyi, hangisi değil,

Sorgulanmamış…


Ve ne tuhaftır ki,

Bir mücevher veya bir maden,

Altın mesela;

Saflaştıkça, değeri artmış da,

İnsan saflaştıkça, gözümüzde değeri azalmış…


Ve bu tutarsızlık üzerine düşünmeye bile,

Dopdolu gündemlerimizde yer kalmamış…


Çıkar ağzımızdan öylece,

“Ne saf bir adam bu” diye,

Düşünmedik ki hiç, 

“Saf olmak ne zamandan beri kötü bir şey ki?” diye…


Saf; bir maddenin ilk hali,

Bir şey katılmamış, ekleme yapılmamış…


Yani şu anda bu madde,

İyiyi de kötüyü de henüz tatmamış…


Madde saf halinden ne zaman vazgeçer? 

Hiç düşündün mü?

Evet,

Saf olmayanla karşılaştığı o günde…


Saf olmayan bir karışım yaklaştıysa ona,

Hemen içine çeker onda fazlayken kendinde eksik olan şeyi…


Ve bilir misiniz?

Bu yüzden, saf olanlarla olmayanlar,

Aynı saff’da duramazlar bu hayat sahnesinde…


Hayat, izin vermez saf olanın saf kalmasına,

Eğer bir kire yaklaştıysa, kirliyle karıştıysa…


Ve izin vermez saf olanın saf kalmasına,

Eğer iyiye yaklaşabildiyse, iyiye karıştıysa…


Çünkü temas olduysa eğer,

Omuzlar, dirsekler, dualar veya moleküller,

Değdiyse birbirine..


Geçiş olur muhakkak, 

Saf olmayandan; saf olana doğru…


Tuzlu suyu saf suya karıştırmak gibidir bu…

Tuzlu su saflaşamaz saf su ile karıştı diye,

Ama saf su, tuzlanır.

Çünkü eksiğidir tuz onun…


Ve kâinatta her şey,

Kendinde eksik olanı çeker,

Kendine doğru…


Tıpkı yeni doğan bebeğin önceki 9 ay nefes almayıp da,

Doğumdan sonra artık kordon bağı kesilince,

Oksijen eksilince,

Ciğerleri yansa bile,

O ilk nefesi içine çekişi gibi…


Ve eğer kirse karşındakinin saf olmama nedeni,

Sende eksik olan bu kir, 

Saflığını kirletecek, 

Sana karışarak…


Ve bilir misin?

Herkese “kendine ne kattın?” diye sorulacak olan o günde,

Kirleten de kirlenen de

Saf kalabilmiş olmayı dileyecek,

Dün o saflıkla dalga geçtiğine üzülerek…

Kendindeki her bir kire hayıflanacak…


Ama eğer,

İyi bir karışımla kesiştiyse yolların,

Daha hayırlı bir halin için vazgeçmişsen o saf halinden,


O hayır sana da bulaşacak… 

Sende eksik olan o iyilik, 

Hızla karışacak.


Ve o zaman karışmak, 

Daha değerli saf kalmaktan…


Nasıl ki Saf demir paslanırken, 

Onu güçlendirenlerle birleşerek,

Çelik oluyorsa…

Karışmak, onu saf halinden üstün kılıyorsa,

Aynen öyle…


Ve bilir misin?

Herkese “kendine ne kattın?” diye sorulacak olan o günde,

Hayrı yapan da hayra karışan da,

İyi ki saf kalmamışım diyecek…


Bu, anamdan doğduğum günkü gibi saf dönmekten de daha güzelmiş!...

Güzel akıbet, iyiyi kendine katabilenlerinmiş…

Birleşince güç katabilenlerinmiş…

Güçlenebilenlerinmiş…


Böylece, saf olan ve olmayan, 

Kalamaz aynı safta, ne yapsan…


Birbirine karışır,

Birbirine bulaşır,

Ne yapsan…


O yüzden, ey insan!

Dikkat et, kiminle aynı safftaysan…

Kime değiyor omuzların, dirseklerin, duaların?


Ya uğruna saflığından vazgeçtiğin yanlış safftaysa?

Ya uğruna saf olmaktan vazgeçtiğin; yanlış bir karışımsa?

Ya karıştıkların yanlış safftaysa?