Ne stresli şey bu üniversite sınavı!

Vallahi insanın ömründen ömür gider!

Toplam 5 saatte 4 senelik bilgisini kullanmasını bekliyorlar!

Öyle şey olur mu canım..?

Yazık, günah!

Adaletli de değil ki!


Çalışıyoruz, uğraşıyoruz bir şeyler yapıyoruz ama…

Bilmiyoruz ki yetecek mi?

Diyelim ki yetti… Çok çalıştık ve artık hazırız. ‘’ Bu işi başaracağım.” dedik.

Ya sınav günü başına bir iş gelirse? 

Sınava giderken araba yolda kaza yaparsa… Ya da trafiğe takılırsa, geç kalırsak..? Olmaz mı, olur ya?

O zaman ne yaparız?

Ya uyuya kalırsa, alarmlar çalmazsa, telefonlar bozulursa… Olmaz mı, olur ya?

O zaman ne yaparız?

Ya da bunların hiçbiri olmadı…

Ama sınav gecesi öyle bir hasta oldu ki… Kafasını kaldıracak hali yok; burnu akıyor, midesi bulanıyor, ateşi var… Şimdi bu halde nasıl paragraf, problem sorularına dikkatini verecek? Olmaz mı, olur ya?

O zaman ne yaparız?

Ya da hiç sorunsuz sınava geldi; hasta değil, uykusunu almış, kahvaltısını yapmış… Tüm şartlar en iyi halinde… Ama soruları bir açtık, bir başladık çözmeye… Bunlar nerenin soruları? Hiç böyle zor soru olur mu? 

Ama geçen senelerde böyle zorlamamışlardı ki..? Haksızlık! 

Neden bize böyle denk geldi? Hiç bu tarz sorulara hazırlanmadı ki… Olmaz mı olur ya?

O zaman ne yaparız?

Sanıyorum ki, bu felaket senaryoları bitmez, bitmeyecek… Daha aklımıza gelmeyen detaylarda, kim bilir neler neler olabilir…

O zaman… Sanki… Sonuçlar bizim elimizde değil gibi duruyor…

Çünkü bunların hiçbiri bizimle ilgili değil… Kontrolümüzde olan olaylar değil…

Sınav sorularının seviyesi, hastalık, telefon bozulması, trafik, kaza…

Daha bunlar ve bunlar gibi hiç hesaba katmadığımız şeyler.. Hiç düşünmediğimiz… Neler neler vardır?

Peki.. O zaman ne yapacağız?

Çalışmayı mı bırakacağız?

“Kaderimizse zaten olur!” mu diyeceğiz?


Hayır…

Biz, bizim elimizde olan tek şeye odaklanacağız…

Sebeplerimize…

Çünkü Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki,

Bu hayatta sebep-sonuç ilişkisi vardır. Her bir sebep, bir sonucu oluşturur.

Ve bizler, bu hayatta ancak sebeplere müdahale edebiliriz, sebepleri değiştirebiliriz. Ve sorumlu olduğumuz yer de, sebeplerimizdir… 

O zaman sonuç bizim elimizde değil… 

Ve iyi ki de değil…

Yoksa ne kadar gergin olurduk, rekabet ne kadar da artardı, hırslanırdık. Bu da bize büyük zarar verirdi.

Bizler ancak sebeplerimizden sorumluyuz.

Biz dersimizi çalışırız, ama hakikatten çalışırız… Keyif aldığımız ve dikkatimizi dağıtan diğer şeylerden uzaklaşırız. Tüm konsantrasyonumuzu çalışmamızın kalitesine veririz…

Kendimizle ilgileniriz, hasta olmamak için ekstra dikkat ederiz. Belki aylar önceden takviyeler kullanmaya başlarız… 

Sınav yaklaştıkça uykumuzu düzene sokarız, yatış ve kalkışlarımıza daha fazla bilinç veririz…

Ya da sınav sabahı trafiğe takılmamak için tedbir alırız, daha erken yollara düşeriz…

Üzerimize düşeni yapıp…

Sonucunu da ALLAH’a bırakırız…

Çünkü O’na bırakmak hakikaten ne büyük kolaylıktır… 

Ve bize düşeni yaptığımızda, O’nun verdiği sonucunda en hayırlısı olduğunu biliriz.


İşte o zaman, bu teslimiyette olduğumuzda…

“Olmaz mı, olur ya?” dediğimiz şeyleri düşünmemize gerek kalmaz.

Bizim yerimize bir düşünen,

Ve bizim için en doğrusunu ayarlayan birisi vardır artık çünkü…


ALLAH’tan ALLAH var…