Bilir misiniz? 
Bu hayatta iyiliklerin ve kötülüklerin dereceleri vardır…

Her iyilik aynı olmadığı gibi,
Her kötülük de aynı değildir.

Hayat tıpkı bir oyun gibi….
Biz geçtikçe daha zor yeni seviyeler çıkarır önümüze.

Ama:
İnsan, seviyeler zorlaştıkça marifeti de artan….
O yüzden dışarıdan bakanın zannettiği kadar zorlanmayandır…

Peki bir oyunda, 
Daha 3. seviyeyi geçemeyen bir oyuncunun,
58. seviyeyi rahatça geçeceğini düşünür müsünüz? 
Daha ilk seviyelerin çözüm stratejisini tasarlayamayan bir bilincin,
İleri seviye bir çözümü tasarlayabileceğine inanır mısınız?

İşte hayat da böyledir aslında,
Baskılar ve acılarla sınanırız!
Bunlar da seviye seviyedir…

Önce somut baskılar ile başlar hayat…
Karnı acıktığı için ağlar ya bir bebek, 
Bu onun için bir baskıdır çünkü…

Sonra yürümeye çalışıp yürüyememek,
Konuşmaya çalışıp söyleyememek…

Sonra biraz soyutluk da karışır gelen baskılara…
Kardeşinden daha iyi bilinme isteği,
İsteyip de annenlere aldıramadığın o boya kalemi seti,
Evimizin sırrını dışarıya anlatmamamız gerektiğini öğrenmek,
Kötü insanların da var olduğunu anladığımız o ilk şaşkınlıklarımız…
Her istediğimizin olamayacağını o ilk anladığın ve soyutlaştığın zamanlar…

Ve sonra okul hayatı biter, 
İş hayatı başlar,
Aile hayatı başlar,
Baskılar artık ağırlıklı olarak soyuttur…
Haksızlığa uğrarsın, iftiraya uğrarsın, taviz talep edenlere karşı dik durman gerekir…

İyi insan yetiştirmek zorundasındır artık, 
Sorumluluğu sana verilmiştir bir birey yetiştirmenin…

Yorgun argın, bazen bitkin geldiğin evinde, 
Senin rahatlatılmaya ihtiyacın varken,
Evdekinin kötü geçen gününü telafi etmeye çalışırsın…
Beni de RABBim teselli eder diye düşünerek…
İşte buralarda doğru tepki verebilmek, ileri seviyelerdendir… 

İşte tüm bunlardan sebep,
İnsan yetiştirmeye niyet eden herkesin,
Önce somut baskılara karşı dayanıklılığı öğretmesi gerekir…

Yavrusuna mont giydiren anne iyidir.
Ama arada soğuğu hissetmesine müsaade eden, 
Çocuğunu soğuğa dayanıklı hale getiren anne daha iyidir…

Oğlunun istediği arabayı alan baba iyidir,
Ama her istediğinin her zaman olamayacağını öğreten,

Ve ihtiyaç fazlası olan şeyi,
Ne kadar ısrar etse de o çocuk,
Almayan baba daha iyidir. 
Gerçek kahramandır,
Bunu ancak Alimler anlar…

Torununa yediren babaanne çok iyidir,
Ama arada aç kalmasına müsaade eden babaanne çok daha iyidir…
Torunun istediği yemeği yapan anneanne iyidir,
Ama hayatı boyunca hep önüne sevdiği yemeklerin gelemeyeceğini öğreten anneanne, Candır…
Kaldı mı onlardan bilemiyoruz ama,
Kaldıysa, onlar candır…. 

Daha biz bu somut baskılarda tepetaklak olursak, 
Soyut baskılarda kendimizi nasıl toparlayacağız?
Nasıl doğru tepki vereceğiz?
Nasıl isyan etmeyeceğiz?

Böyle bakınca insan şuna üzülüyor,
Travmasız bir hayatı olsun diye çocuklarımıza neler etmişiz…
Her şeye dayanıksız, torku düşük bireyler yetiştirmişiz…

O zaman bunu anlayan insan şunu da anlıyor,
11 ay doyuran RAB’ bim, neden bir ay aç bırakıyor…

Çünkü biliyor,
Müminin hayatından baskı eksik olmaz…
Sahteye uyumlu olan, ne zaman hâkim gibi gözükse de yeryüzünde,
Gerçeğe uyumlu olan rahat bırakılmaz,
Ona zulmeder, onu aç bırakır, onu susuz koyar…
Gazze’de şahit olmadık mı?

Ama Dünya’ya geliş amacının doymak olmadığını bilenler,
Tüm başına gelenlere sabredebilenlerdir…

Bu sabır seviyesine de öyle bir günde gelinmez…
Elçi değiliz ki RABBim bir gecede hidayet etsin, yükleme yapsın...

Biz sıradan insanlar için bu,
Seviye seviyedir…

4 yaşında bir çocuğun üşümesi çok sorun değil de,
30 yaşında birisi çok soğuk diye hareket edemez hale geldiyse,
Sizce de bir problem yok mu?

8 yaşında bir çocuk oruçluyken acıktım dese pek sevimli duruyor da,
40 yaşında birisi “açlığa dayanamıyorum” diye oruç tutamıyorsa,
Burada sizce de bir problem yok mu?

Bugün açlığa dayanamayanlar,
Yarın zulümle sınanırlarsa, 
Onurlarından, şereflerinden hemen vazgeçecek olanlar değil midir?
Çünkü isteğinin yokluğunun acısından kurtulmak için,
Her şeye razı olmazlar mı sizce de? 

Orada insanı kurtaracak olan nedir?
Önce somut açlığa dayanıklılık…
Hani dedik ya, iyilikler derece derecedir…
Burada duyarsızlaşabilirsek açlığa,
Sıra soyut açlıklara dayanıklılığa gelir.

Sizce bugün lüksünden vazgeçemediği için boykota destek olmayan o kadın, 
“Başka telefon kullanamam” derken, 
Daha telefonu bozulmadan yeni “boykot ürünü” telefondan alan o çocuk,
Hayatında ne eksik olduğu için bu halde? 
Veya tam aksine,
Ne fazla olduğu için bu halde? 

Ve bu insanlar,
Yarın ALLAH için imkanlarından vazgeçmek zorunda kaldıklarında,
Ne tepki verecekler dersiniz?

Gazzeliler gibi onurlu durabilecekler mi? Bilinçleri açık devam edebilecekler mi hayatlarına?

O onurlu duruşun bedeli, 75 senelik açlık…
Hangimiz heybemizde bu kadar büyük bir bedelle yaşıyoruz?
Söylesenize, 
Hangimiz hazırız?

O yüzden….
Ramazan; 
ALLAH açlığımıza ihtiyaç duyan olduğu için değil,
Bizim bu açlığa her şeyden çok ihtiyacımız olduğu için farz…

ALLAH nasıl ki namazımızla şarj olmuyorsa,
O namaz sınav alanında benim için bir konfor olmak üzere bana emredilmişse,
Delili de cennette hala bizden beklenen bir ibadet olmamasıysa,
Sınav alanından sonra ibadetin bir anlamı nasıl kalmıyorsa,
ALLAH’ı unutmayayım da günlük sınavlarımı kolay vereyim diye merhametten namaz farz edilmişse,

Oruç da,
Diğer tüm farzlar da böyle…

RABB ini tanıyan, RABB ini nasıl sevmez?
Farzı emrederken bile bizi düşünen nasıl sevilmez?

RABBini tanıyanlara,
Teslim olanlara,
Yani İslam olanlara,
O’nun boyasıyla boyanmayı kabul edenlere,
O’nun yetiştirmesine müsaade edenlere,

Güçlenerek uğurladıkları bir Ramazan olması duamızla,
Hayırlı Ramazanlar…