Aylin bugün robotik kulübüyle beraber geziye gideceği için çok heyecanlıydı. Erkenden kalkmış, dünden seçtiği kıyafetlerini giymiş, ellerini yüzünü yıkamış, yine dünden hazırladığı çantasıyla beraber mutfağa gelmişti.

“Günaydın Aylinciğim, hazır mısın bugünkü geziye?”

“Günaydın anne, evet hazırım! Fotoğraf makinamı, defterimi, kalemlerimi aldım.”

“Aferin sana, sana sandiviçle meyve suyu hazırladım, bunları da al.”

“Teşekkür ederim. Aa servis geldi bile! Haydi görüşürüz anne!”

Annesi “Güle güle kızım” diyemeden roket gibi fırlamıştı Aylin servise.


Aylin’i arkadaşı Can ile Zehra karşılamıştı. İkisinin arasına oturmuştu. Yol boyunca robotik kulübünde dönem sonunda yapacakları ödevleri, yapay zeka ve tabii ki bugün gezide görecekleri robot hakkında konuşmuşlardı. Bugünkü gezide çocuklar dünyanın ilk ileri yapay zeka ile donanmış olan insansı robotuyla tanışacaklardı. Aylin, robota soracağı soruları bir aydır hazırlıyordu. 

Arasından 3 tane soru seçmişti:
  • Karnın acıkıyor mu? Yemekler hakkında ne düşünüyorsun?
  • En sevdiğin renk ne? Neden?
  • İnsan duyguları hakkında ne düşünüyorsun?
Arkadaşlarıyla muhabbete dalan Aylin, vardıklarını servisin durmasıyla anladı. Büyük bir

heyecanla üç arkadaş indiler ve Leyla Öğretmen’i takip ettiler. Robotla tanışmadan önce

bütün fabrikayı gezdiler. Atlayan zıplayan köpeğe benzer bir robot, diş macunu fabrikasında çalışmak üzere üretilen diş macunlarının kapaklarını kapatan bir robot, depolarda çalışmak üzere üretilen kolileri yüksek yerlere kaldıran bir robot ve daha niceleri... Oradaki görevli, diğer tüm robotları çocuklara tanıttıktan sonra bütün sınıfı ayrı bir odanın kapısına kadar getirdi ve durdu.

“Evet çocuklar! Eminim ki çok heyecanlısınız. Bu kapının arkasında dünyanın en gelişmiş insansı robotu bulunuyor, onunla konuşabilir, ona sorular sorabilirsiniz. Yalnızca dokunmamaya ve aranızdaki mesafenizi korumaya özen gösterelim, olur mu?” diye bilgilendirme yaptı ve kapı açıldı.

Gerçekten insana benziyordu! Tekli bir koltukta oturuyordu, birkaç metre karşısında da çocukların oturması için minderler vardı. Arada da güvenlik önlemi almak için bant çekilmişti. Çocuklar odaya hızlıca doluştular. En öndeki minderlere oturmak için biraz itişip kakışsalar da Leyla Öğretmen sınıfını organize etmiş, herkes yerini bulmuştu. Aylin de önde oturan şanslılardandı. Not defterini önüne açmış, arkadaşlarının sorduğu soruları yazıyor, robotun söylediklerini de kaydediyordu.

“Robotlardan korkan insanlara nasıl yaklaşıyorsun?”

“Sorularına doğru bir şekilde cevap vermeye çalışıyorum. Genellikle beni tanıdıktan sonra bu korkular gidiyor.”

“Yeni bir şeyleri nasıl öğreniyorsun?”

“Yapay sinir ağı denen bir sistemle öğreniyorum. Bazen güncelleme yapıldığında olduğum yerden öğrenmiş oluyorum bazen öğrenmek için eve, yani labaratuvara gitmem gerekiyor.”


Birçok sorunun sonunda ufak bir sessizlik oluştu. Bunu fırsat bilen Aylin hemen atladı: “Peki insan duyguları hakkında ne düşünüyorsun?”

Robot sessizleşti, biraz düşündü ve kimsenin beklemediği bir cevap verdi. “İnsani duygular sizi güçsüzleştirir. Sevmek, sevilmek, beğenilmek… İnsanlar hep bunları düşünürler. Ancak korkuyu, şüpheyi, hayalkırıklığını düşünmezler. Neden bu olumsuzlukları hafızamda taşıyayım? Bunlar insanlara en çok zarar veren problemler, bunu başka bir yaşam formunda beklenmesi yanlış geliyor.”

Aylin duyduğu cevap karşısında biraz şaşırmış, biraz da hayalkırıklığına uğramıştı. Robottan böylesine olumsuz bir cevabın gelmesini beklemiyordu. Derin düşüncelere dalmıştı. Hayatta duygularımız olmasaydı sadece aklımız olsaydı nasıl olurdu acaba? diye düşünmeden kendini tutamıyordu. Tutamadığı için de dönüş yolunda arkadaşlarına sormuştu. 

“Çok kötü olurdu tabii ki! Düşünsene hep aynı şeyi yiyorsun, hiç canın bir şey çekmiyor! Ben öyle yaşayamazdım doğrusu.” dedi Can.

“Aslında kötü olmazdı da, sağlıklı kalmak için yerdik. Böylece obezite veya herhangi bir beslenmeden kaynaklanan hastalık olmazdı.” dedi Zehra.

“Ama kültürel lezzetler de olmazdı bu sefer.” diye karşı çıktı Can.

“İyi de lezzet dediğin şey ihtiyaç değil ki, hazla ilgili. Zaten akıl sistemi bir şey faydalı mı yoksa zararlı mı diye değerlendirir. Duyguysa haz mı yoksa acı mı diye değerlendirir.” diye açıkladı Zehra.

“Off! Eğer duygularımız olmazsa bizim robotlardan ne farkımız var ki? Hem faydalı hem de haz veren şeyler yok mu hayatta hiç?” diye ayağa kalktı Can.

“Ne oldu çocuklar? Siz de mi robotun söylediğine takıldınız yoksa?” diye sordu Leyla Öğretmen yanlarına gelerek.

“Evet öğretmenim. Düşünüyordum acaba hayatta sadece aklımız olsa da duygularımız olmasa gerçekten daha mı iyi olurdu?..” diye sordu sessizce Aylin.

“Öyle şey olur mu hiç? Bak mesela elimiz kesildiğinde vücudumuz orayı onarmak için pıhtılaşmaya başlar değil mi? Bu fiziksel bir tepki, aslında vücudun kendini korumaya almasıyla ilgili.” diye örnek verdi Leyla Öğretmen.

“Evet öğretmenim, yani faydayla ilgili.” dedi Zehra Can’a bakarak.

“Evet Zehra. Ama elimize dokunduğumuzda canımız yanıyor değil mi? Canımız yandığı için o elimizi kullanmıyoruz iş yaparken. Ya yanmasaydı? O zaman elimiz yara olmasına rağmen o elimizi kullanırdık, belki enfeksiyon kapardı ve elimiz daha da kötü olurdu öyle değil mi?”

“Hmmm… sanırım anladım öğretmenim. Yani fayda görebilmemiz için de duygulara ihtiyacımız var.” dedi Zehra

“Aynen öyle. İlişkilerimizde fayda görebilmemiz için de bir güven duygusuna ihtiyacımız var.Karşılıklı güven olduğunda birbirimize karşı sevgi ve saygı da besleriz öyle değil mi? Eğer sadece fayda ve zarar olarak ilişkilerimizi değerlendirseydik bu sefer sadece menfaatimiz için çevremizle iletişim kurardık. Sıkı ilişkilerimiz, arkadaşlıklarımız hatta sevgi bağımız olmazdı bile.” diye açıkladı Leyla Öğretmen.

“Doğru! Yani duygularımız olduğu için biz arkadaşız Zehra!” diye Zehra’ya döndü Can.

“Tamam tamam… Bu sefer sen haklı çıktın. Duygular da hayatın olmazsa olmazıymış.” diye söylendi Zehra.

“Hem aklımız var hem duygularımız, çok şükür, ne kadar da şanslıyız!” diye sevindi Aylin.